:::Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi:::

Hayrettin Hoca'nın kaleminden kurban

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Hayrettin Hoca'nın kaleminden kurban

Mesaj tarafından dindersi Bir Paz Eyl. 30, 2007 7:46 pm

Kurban Bayramı ve bu bayramın en belirgin ibadeti olan Kurban üzerinde gerçeğe aykırı ve yanlı yorumlar yapılmakta. Bazı kesimler, yılın diğer zamanlarında İslam’la bağdaşmayan, hatta laiklik perdesi altında İslamî değerlere karşı pervasızca beyanlarda bulunmalarına rağmen, bu ibadeti bir rant kapısı olarak görmekte. Hattâ, benzer kuruluş ve teşekküllerle adetâ pay kapma yarışına girmekte. Bazı kesimler ise, bir takım insanî duyguları öne sürerek Kurban ibadetini “Can alma” veya “Kan akıtma” ekseninden yaklaşmakta, biraz daha ileri gidip, kendilerince böyle bir ibadetin İslam’a uymadığı gibi tespitlerde bulunmakta.

Aslında bu ve benzeri yaklaşımlara yıllardan beri ülkemizde şahit olmaktayız. Ramazan Bayramının adını yıllarca “Şeker Bayramı” olarak kabul ettiremeyen, Hac ibadetini “Turistik” gezilerle kıyaslamaya kalkışan, zekat ve fitrelerin yanı sıra kurban derilerine el koymaya çalışan kesimler, bu yıl bir yandan “Kurban Bağışı” konusuna dört elle sarılırken, diğer yandan “Hayvanseverlik” maskesi altında güya şefkat dersleri verme telaşındalar.

İslam Hukuku alanında ülkemizin yetiştirdiği en önemli isimlerden olan Prof. Dr. Hayrettin Karaman, gerek kaleme aldığı kitaplarında, gerekse internet sitesinde Kurban ibadetiyle ilgili temel hususların yanı sıra, güncel konularla ilgili önemli açıklamalarda bulunuyor.

Biz de bu değerli İlim adamımızın Kurbanla ilgili görüşlerini sizin için derledik.



BÜTÜN YÖNLERİYLE KURBAN İBADETİ

Kurban bayramı yaklaştığı günlerde medyada bir kurban edebiyatı başladı; önce eğitimci/psikolog/psikiyatrist rolüne soyunan her şeyi bilmiş bazı bay ve bayan yazarlar meşhûr “Kurbanın şiddet eğilimini körüklediği” bilimsel tesbitini (!) ileri sürüyorlar.

Arkadan merhametleri, acıma duyguları fazla gelişmiş köşe yazarları “Hayvanların da çok gelişmiş sezgi ve duygularının olduğunu, başlarına geleceği sezdiklerini, korkuya kapıldıklarını ve acı çektiklerini yazmaktalar.

Eğer hayvan kesmekle insana karşı şiddet eylemi arasında bilimin isbat ettiği bir sebep-sonuç ilişkisi olsaydı kasapların tecrit edilmesi gerekirdi.

İnsanlar, hayvanlara acıdıkları için et yememeye karar verirlerse, vahşi hayvanları avlamak, ehlileştirilmiş olanlarını da kesmek yasaklanırsa kurban hakkında da bu bakımdan (acıma, acı duyma vb.) bir şeyler söyleme hakkı ve imkânı doğar. Her gün dünyada milyonlarca hayvan boğazlanırken ses çıkarmayıp da Müslümanların kurban ibâdetleri söz konusu olduğunda yazı döktürenlerin samîmiyetlerinden şüphe edenlere “Haksızsınız” denilemez.

Şiddet kayıtsız ve sınırsız olarak mahkûm edilemez; bir milletin maddî ve manevî değerlerine göz diken ve saldıran düşmana karşı şiddetin adı cihaddır, meşrû savaştır, bu savaşta ölenlere şehid, kalanlara gazî denir. Tartışılan şiddet içeriye ve dışarıya, kendi insanlarına veya başka insanlara yönelik “haksız, hukuksuz” şiddettir.

Av yaparak veya belli usûller ile öldürerek hayvanların etinden ve başka parçalarından yararlanmak insanlık kadar eskidir, bütün ilâhî dinlerde meşrûdur ve ahlâka da aykırı değildir. Eğer insan dışındaki canlılar; gerektiği, insanlar buna ihtiyaç duydukları hâlde öldürülmeyecekse ne tarımcılık yapılabilir hattâ ne de -gözle görülmeyen canlılara basıp öldürme ihtimali bulunduğu için- kırda bayırda yürünebilir. Merhamet adına söylenebilecek şey, hayvanların gereksiz yere öldürülmemesi ve gerektiği için öldürülecek hayvana eziyet edilmemesidir.

Birçok müctehide göre kurban bayramında kurban kesmek vacib değil, sünnet olduğu için Müslümanlar bu ictihadı da uygulayabilirler. Bu takdirde, bazı yıllarda, gerektiren sebepler bulunduğunda “Sünnet olan kurban ibâdetini” terk edip, başka sünnet ibâdetler yapmak mümkündür; meselâ kurban parası, bundan azı veya daha çoğu kadar bir meblağ veya mal yoksullara, muhtaçlara verilebilir; böylece “Tasadduk” ibâdeti yapılmış olur. Ancak bu, “Sadakanın kurban yerine geçeceği” demek değildir; kurban ibâdeti ancak belli hayvanları keserek yerine getirilebilir. “Bu sünnettir, bazan meselâ başka bir mâlî ibâdetin daha önemli ve öncelikli olması hâlinde terk edilebilir, terk edildiğinde günah olmaz” demek başkadır, sadaka, kurban bedelini para olarak dağıtmak kurban yerine geçer demek başkadır; birincisi doğrudur, ikincisi (sadaka, bedelini vermek kurban yerine geçer demek) yanlıştır.

Kurban kesmekle insandaki şiddet eğilimi arasında kurulan ilişkiler, kurban keserek şiddet arzusunu tatmin eden insanın başka canlılara ve insana yönelik şiddet eğiliminin azalacağı gibi düşünceler ilmî verilere dayanmamaktadır. Şiddeti azaltacak şey sevgidir, merhamettir, özellikle bütün yaratıkların sahibi ve yaratıcısı olan Allah sevgisidir, O’nun merhametinden yansımalara sahip olmaktır; bunlar da sağlıklı bir din ve ahlâk eğitimi ile elde edilir.

Sâffât sûresinde (102-110) Hz. İbrâhim’in (a.s.), oğlu yerine kestiği kurban olayı güzel ve etkili bir üslûp içinde özetlenmiştir. Buna göre Hz. İbrâhîm (a.s.) rüyasında, Allah için oğlunu kurban ettiğini görmüş, bunu teslimiyet sembolü olarak almak yerine zahiri ile alıp uygulamaya kalkışmış; onun ve oğlunun bu itâât, fedâkârlık ve teslimiyeti Allah tarafından kurban olarak kabûl buyurulmuş ve bunun yerine bir koç kurban etmesine izin verilmiş, koç kurbanı, oğul (can) kurbanı yerine geçmiştir. Bu kurbanın gökten indirildiği, cennetten geldiği şeklindeki rivâyetler âyetlerde ve sahih hadîslerde yoktur.



Kurban aynı zamanda İslamın bir şiarıdır

Ezanımız, camimiz, minaremiz, selamlaşmamız, günlük dildeki dinî motiflerimiz, giderek açılsa bile kılık kıyafetimiz, bayramlarımız, âdâb-ı muaşeretimiz (görgü kurallarımız)... Müslümanlar olarak bizim alâmet-i fârıkamızdır (bizi başka din ve kültür mensuplarından ayıran işaretlerimiz, nişanlarımız, şiarlarımız, sembollerimizdir). Bugün bu nişanlarımızı korumak dünkünden daha önemli hale gelmiştir; çünkü artık topluluğumuz çoğulcudur, çok kültürlüdür, çok inançlıdır; bu çoklar yedi renk gibi ayrışmış, birbiri ile alakalarını asgariye indirmiştir; artık bu renklerin birleşerek bir aydınlık, bir aydınlatıcı ışık olması şöyle dursun, bazılarının çok severek kullandıkları mozaik bile oluşturmaktan uzaktır.



Sözü fazla uzatmadan şiarlarımızdan biri olan Kurban bayramına gelelim.

Bu bayramda kurban keseriz, bayram sabahı bayram namazı kılarız, Arafe günü sabah namazından sonra başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazı sonuna kadar devam etmek üzere “Teşrık tekbirleri” getiririz, yoksullara kurban eti dağıtırız, ölü (mezarlarda) ve diri (evlerde) yakınlarımızı ziyaret ederiz, halleşir, dertleşir, hasret giderir, muhabbeti arttırırız. Günümüzde haberleşme imkanları geliştiği için ziyarete gidemediğimiz yakınlarımızı telefon vb. vasıtalarla arar, hal hatır sorar, bayramlarını tebrik ederiz.

Bayramda yapılan bu ibadetler ve merasimlerin dindeki yeri (hükmü; farz mı, vacib mi, sünnet mi olduğu) tartışılıyor. Asıl sorulması gereken soru şudur: Bunlar terk edilirse ne olur, neleri kaybetmiş oluruz? Bence en önemlisi bir şiarımızı kaybetmiş oluruz; “Şiarı kaybetmek caiz midir?”, soru böyle sorulmalıdır.

Kurban kesmenin bazı mezheplerde vacibi bazılarında sünnet olduğunu söyleyenler, önce şu soruya cevap vermelidirler: Meselâ kurbana sünnet diyen Şafi’î mezhebini örnek olarak alalım: Şâfiîlere göre sünnet ve vacib olan ibadetler var da kurban bunlar içinde sünnet ibadetlere mi giriyor? Bu sorunun cevabı “Hayır” dır. Şâfiîlerde, “farz ile sünnet arasında yer alan” bir vacib kavramı yoktur; onlara göre ibadetler ya sünnettir ya da vâcib (yani farz)dır; onlara göre vacib ile farz aynı manada kullanılır. Şâfîlerde, Hanefîlerde olan manasında bir vacib olmadığı için onlar kurbana sünnet demişlerdir; başka bir deyişle sünnet demeselerdi farz diyeceklerdi. Kafanız karıştı ise daha açık ifade edeyim; hiçbir İslam mezhebinde kurban, terkedilmesinde sakınca bulunmayan, yapılması da fazla önemli olmayan bir ibadet değildir; kurban önemli bir ibadettir, Hz. Peygamber (s.a.) buna önem vermiş ve hayatı boyunca yerine getirmiştir.

Bir Müslüman gerekli ve meşru olmadıkça otu bile koparmaz. Gerekli ve meşru olunca insanı bile öldürür (savaşta düşman öldürülür ve düşman bir insandır). Kurban kesmek, başka hikmetleri yanında işte bu şuur ve teslimiyetin de sembolüdür, eğitimidir.

Şiarlarımızı koruyalım, yoksa bu toz duman içinde her şeyimizi kaybedebiliriz.

dindersi

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 25/05/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz