:::Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi:::

Orucun sosyal faydaları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Orucun sosyal faydaları

Mesaj tarafından dindersi Bir Perş. Eyl. 20, 2007 7:20 am

Bilindiği üzere, orucun fert bakımından pek çok faydasının yanında, toplumun huzûruna sağladığı çok önemli faydaları da vardır.

Oruç, insanın şefkat ve merhamet duygularını geliştirerek bunun topluma sevgi ve yardım şeklinde yansımasını sağlar...

Orucun sosyal faydaları

Oruç tutan kimse, açlığın ne demek olduğunu bizzât tatmış olduğundan, yokluk içinde kıvranan fakîrlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları, kendi içinde duyar. Böylece ondaki şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da oruç tutan kimseler, fakîrlere yardım ellerini uzatarak onların sıkıntılarını giderir, toplumun huzûr ve mutluluğuna katkıda bulunurlar.

Fakat hayâtında açlık nedir bilmeyen bir insan, yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz. Elbette ki, “Bir eli yağda, bir eli balda” olan varlıklı bir kimse, yoksulların çektiği ıstırâbı gereği gibi yüreğinde duyamaz.

Peygamberimizin mübârek hanımı Hz. Âişe (r. anhâ) diyor ki: “Allahü teâlânın Resûlü, üç gün peş peşe karnını doyurmamıştır; isteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi.”

Bizim için en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz, insanların en cömerdi idi. Ramazan ayında cömertliği zirve (doruk) noktasına ulaşır, elinde ne varsa fakîrlere dağıtırdı. Onun ahlâk ve fazilet dolu yaşayışını örnek alan Müslümanlar da aynı davranışları sergilemek durumundadırlar.

Mü’minler kardeştirler

Mukaddes dînimiz İslâmiyet, bütün müslümânları tek bir vücut gibi kabûl etmiş, müslümânların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmelerini istemiştir.

Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, “Mü’minler ancak kardeştirler...” [Hucurât,10] buyurarak mü’minlerin kardeş olduklarını i’lân ediyor.

Sevgili Peygamberimiz de: “Mü’minlerin birbirlerini sevme ve birbirlerine acıyıp meyletmedeki misâli vücut misâlidir. Vücuttan bir uzuv şikâyetlenince, vücûdun diğer organları uykusuzluğa ve sıtmaya ma’rûz kalmak sûretiyle ona iştirâk ederler” buyurmuştur.

Yine Peygamber Efendimiz, “Yanıbaşında komşusu aç olduğu halde tok yaşayan, kâmil mü’min değildir” buyurarak, Müslümânın, komşusuyla ilgilenmesinin önemini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Hz. Ömer’in (r.a.) halifeliği zamanında dokuz ay süren bir kıtlık olmuştu. Hz. Ömer, “ihtiyaç sahipleri bize gelsin” diye halka duyuru yapmış; kendisi de, Müslümanlar bolluğa kavuşuncaya kadar, sâdece ekmekle zeytin yağı yiyeceğine, bundan başka katık yemeyeceğine dâir yemin etmişti.

Orucun bazı hikmetleri

Şüphesiz ki Allahü teâlâ, oruç tutulması emrini sebepsiz vermemiştir. Oruç, insanlara hem maddî, hem de ma’nevî faydalar sağlar. Bütün bir sene, çeşitli yemekleri eritmek için, yorulan insan midesi ve bağırsakları, senede bir ay dinlenerek sağlığını korumuş olur. Bu, orucun maddî faydasıdır.

Ma’nevî faydası da şudur: Oruç tutan bir insan, bizzât hissederek fakîr insanlara yardım etme ihtiyâcını duyar. Bu da, insanların birbirlerine yardım etmelerine sebep olur. Birbirlerine yardım eden insan toplulukları arasında ise çekişmeler olmaz.
Bundan başka, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için gündüzleri bir ay oruç tutan bir Müslüman, Allahü teâlânın diğer emirlerini de yapma i’tiyâdını kazanır. Böylelikle, Allahü teâlânın başka emirlerini yapmaya da alışkanlık peydâ eder.
Bilindiği gibi, ibadetlerin bir “illeti”, yani âyet, hadîs, icmâ’ gibi delîlleri, bir de “hikmeti” vardır. Bir ibâdeti yaparken illetini bilmek lâzım ise de; hikmetini bilmek lâzım değildir. Çünkü ibâdetlerin hikmetleri açık olarak bildirilmemiştir. Daha tesbît edilemeyen pek çok hikmet olabilir. Fakat tesbît edilen hikmetlerini bilmekte de zarar değil fayda vardır. Hayrânlık duyup o ibâdeti seve seve yapmaya, yakîn sâhibi olmaya sebep olur.

İslâmiyeti bilmeyenlere, ibâdetlerin hikmetlerini, faydalarını anlatmak, dîni sevdirmeğe vesîle olur. Ancak, hikmetler ile çok uğraşmak da bazılarına zararlı olabilir. Bunlarla çok uğraşılırsa, insan, Allah’ın emri için değil de hikmeti, faydası için yapmaya kayabilir. Bundan dolayı mü’min, ibâdetlerini Cenâb-ı Hak emrettiği için yerine getirmelidir. İbâdetlerde esâs olan budur.

Bu açıklamalardan sonra, şimdi de kısaca Ramazan orucunun bazı hikmetleri üzerinde duralım: “Oruç, senede bir ay, yalnız gündüzleri, orucu bozan şeylerden uzaklaşmak” demektir. Orucun, dünyâdaki faydalarından biri, insanlara açlığın ve susuzluğun ne demek olduğunu öğretmektir. Tok, hiçbir zaman açın hâlinden anlamaz ve ona merhamet etmez.

Oruç, bundan başka, nefse hâkim olmayı sağlar. Oruç tutma zamanı Arabî aya göre ta’yîn edildiğinden, her sene önceki seneye göre on gün evvel başlar. Bu sebepten bazen yaza, bazen de kışa isâbet eder. Böylece en kısa ve en uzun günlerde de oruç tutulmuş olur.

Oruç tutmanın toplum açısından önemi

İbadetlerin faydaları sadece fertlerle sınırlı değildir. Bazı ibâdetler toplum âhengini, düzenini önemli ölçüde etkiler. Meselâ oruçta bu özellik çok bâriz, belirgin bir şekilde gözlemlenir. Cemâatle kılınan namazların sosyal ilişkiler açısından ne kadar önemli etkisi olduğunu kim inkar edebilir?

Zekâtta bunlara ilâveten sosyo-ekonomik dengeleri olumlu yönde etkileyen çok hikmetli özellikler vardır. Ramazan ayının manevî atmosferi içinde, farz olan zekâtın dışındaki her türlü sadaka ve maddî yardımlaşmanın da zenginleştirdiği bir ihsân ortamında, nice bunalmış insanların sıkıntı ve problemlerine çözüm ve râhatlık sağlandığı herkesin bildiği bir gerçektir.


................................................oOo....................................



Oruç tutmak ve genel olarak az yemek vücûdun sıhhati için önemlidir. Orucun faydaları çoktur. Orucun ayrıca, sabır, şükür, nefis terbiyesi gibi diğer ibâdetlerle de irtibâtı vardır. Oruç tutarak aç kalanın arzûları kırıldığı için sabretmesi kolay olur. Orucun vücûda zarar verdiğini söyleyenlere i’tibâr etmemelidir. Çünkü Allahü teâlâ, insanlara zararlı olan bir şeyi emretmez.

Aç durmak doktorlarca da tavsiye edilmektedir ve iyidir; aç duranın basîreti açılır; anlayış kâbiliyeti artar.

Vücuda da faydalıdır

İki hadîs-i şerîfte, “Aç duranın idrâki artar, zekâsı açılır” ve “Tefekkür, ibâdetin yarısı, az yemek ise tamâmıdır” (İ. Gazâlî) buyurulmuştur.

Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur, çok uyuyanın da ömrü boşa geçmiş olur. 60 sene yaşıyan bir kimsenin 20 senesi uykuda geçmektedir. Uyku ile geçtiği için dünyâ ve âhiret kazancına mâni’ olur. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimâğı yorgunlaşır. Zekâsı, zihni dumûra uğrar. Fazla tokluk ahmaklığa yol açar. Okuduğunu ezberlemesi ve hâtırında tutması zor olur. Hadîs-i şerîfte, “Her gün bir defa yemek yimek i’tidâldir” (Beyhekî) buyuruldu. Az yiyenin vücûdu sıhhatli olur. İki günde üç defa yemek yemenin normal olduğu bildirilmiştir.

Tıp uzmanları diyorlar ki

Oruçlu iken vücûdun organlarında dinlenme olur. Oruç tutan bünye, âdetâ bakıma girer; şöyle ki iç organları saran yağlar erir, vücûdun zindeliği artar ve direnme gücü kazanır. Mide, böbrek, kalp ve karaciğer hastalıklarına karşı bedenin mukâvemeti artar. Şeker hastalığına karşı da mukâvemeti ziyâdeleşir.

Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen râhatsızlığa sebep olur. Oruçlu kimsenin vücûdunda, akşama doğru hemen hemen hiç gıdâ kalmaz. Yani bütün gıdâlar yakılmış olur. Bu bakımdan oruç tutmak bazı hastalıklara iyi gelmektedir.

Oruçlu iken, karaciğer 3-5 sâat istirâhat eder, gıdâ depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Bu arada, korunma sistemini güçlendirici globülinleri hazırlar.

Midedeki kaslar ve salgı ifrâz eden hücreler, oruç müddetince birkaç sâat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalp rahatlar.

Oruçlu kimselerde adrenalin ve kortizon hormonları kana daha kolaylıkla karışmaktadır. Bu hormonlar, tesirlerini kanserli hücreler üzerinde de göstermektedir. Böylece bu hormonlar kansere karşı bir çeşit kalkan rolü oynamakta, yani kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir.

Sinir sistemimizin vücuttaki yeri de çok mühimdir. Dil sinirleri felç olan konuşamaz. Bacaktaki sinirler felç olursa, insan yürüyemez. Sinirimizin bozulması nisbetinde hayâtımız, az veya çok tehlike içindedir. Siniri bozuk kimse, huzûrsuz olur, sabredemez. Cemiyetteki kavgaların, cinâyetlerin çoğu sinirli olmaktan, sabredememekten ileri gelmektedir.

“Oruç sabrın, sabır da îmânın yarısıdır” (Ebû Nuaym) hadîs-i şerîfi oruç tutanın sabırlı olduğunu bildirmektedir. Böylece orucun îmândan da olduğu görülmektedir. Îmânlı olan da, îmânının kuvvetine göre sinirine hâkim olur; günâh ve suç işlemez.

Açlık, sinirleri zinde, uyanık tutar. Açlık, kalbde incelik doğurur. Hadîs-i şerîfte, “Az yiyenin içi nûrla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni hafîf olan mü’mini sever” (Deylemî) buyuruldu.

Açlıkta arzûlar kırılır, nefis uysallaşır, serkeşliği kalkar. Çok yemek, gafleti doğurur. Azgın bir atı zaptetmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle azan nefsi zaptetmek de zordur. Açlıkla terbiyesi kolaylaşır. Hastalıkların çoğu çok yemekten ileri gelir. Hadîs-i şerîfte, “Çok yiyip-içmek hastalıkların başıdır” (Dârekutnî) buyuruldu. Bir hadîs-i şerîf meali de şöyledir: “İnsan kalbi tarladaki ekin, yemek ise yağmur gibidir. Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda da kalbi öldürür.” [İ. Gazâlî]

Her zaman tok olan şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, acın halini bilmez. Çok yiyen sert ve katı kalpli olur. Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzûları artar, harâma dalar. Gayr-i meşrû arzûları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Hadîs-i şerifte, “Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin” (İ. Gazâlî) buyuruldu.

Açlık, şeytânın yolunu tıkar. Hadîs-i şerîfte, “Şeytân, damardaki kan gibi, vücûtta dolaşır, açlık ile yolunu daraltın” (İhyâ) buyuruldu. Açlık, günah işleme arzûsunu kırar, kötülük etmeye mâni olur.

Sevâbı kat kat verilir

Orucun sevâbı diğer ibâdetlere göre daha fazladır. Hadîs-i kudsîde, “Her iyiliğe, on mislinden 700 misline kadar sevâp verilir. Fakat oruç bana mahsûstur, onun mükâfâtını ben veririm. Çünkü kulum, benim için şehvetini ve yeme-içmesini bırakmıştır” (Buhârî) buyuruldu. Her iyiliğin sevâbını Allahü teâlâ verdiği hâlde, orucun sevâbı için, “Onun karşılığını ancak ben veririm” buyurmasının hikmeti vardır.

Yeryüzünün tamamı Allahü teâlânın mülkü olduğu halde, Kâbe-i şerîfe’ye “Beytullah” yani “Allah’ın evi” denmesi ona şeref vermek içindir. Allahü teâlâ, “Oruç bana mahsustur” demekle de ona özel bir şeref vermiştir. Oruç tutana verilecek sevâbın muayyen bir ölçüsü yoktur. Oruçlunun durumuna göre, çok sevâp verilecektir.

İçerisinde bulunduğumuz kıymetli günlerin değerini bilmeye çalışmalıdır...


dindersi

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 25/05/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz